Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ömür Çağdaş Ersoy’un mektubudur:

Türkiye’nin dört bir yanından gelmelisiniz! Adliyenin önünü doldurmalısınız. O gün geleceğiniz yargılanacak, parasız eğitim yargılanacak, demokratik hak ve özgürlükleriniz yargılanacak!

9 Aralık 2011, bu tarihi not edin! O gün görülecek bir duruşma var, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde… Öğrenciler yargılanacak! 42,5 yıl istemiyle, toplam değil kişi başı! Birini öldürmedik. Ortada bir ölü var, o da bizim arkadaşımız Metin Lokumcu, Hopa’da “orantısız güce” kurban gitti. O gün bir cinayet işlendi. Failleri hakkında ise hiçbir işlem yapılmadı. Sizin hiç arkadaşınız öldürüldü mü? Sokak ortasında göz göre göre, dayak yiyerek öldürüldü mü? Acıyı ve öfkeyi ne kadar derinden yaşadığınıza şaşarsınız!

O gün Ankara’da AKP İl Binası’na yürüdük, polis yine acımasızdı. Bir günde iki cinayet işleme pahasına çullandı üzerimize, Dilşat Aktaş’ın kalça kemiğini kırdılar. Belki hiç yürüyemeyecekti, ramak kalmıştı. Sizin hiç arkadaşınızı felç etmeye çalıştılar mı? İsyan ediyorsunuz! Çevik kuvvet otobüslerinin içinde, aynı gün arkadaşınız öldürülmüşken bir yandan elleriniz arkadan bağlı, türlü küfürlere ve bitmek bilmeyen dayağa maruz kaldınız mı? Elleriniz arkadan bağlıyken ölülere küfreden insanlar duydunuz mu? Çok sinirleniyor insan!

Tüm bunların ardından kendinizi hapishanede buldunuz mu? Her akşam, ama her akşam haksızlığa lanet okuyorsunuz! Bu arada haber geliyor, Metin Lokumcu kalp krizinden öldü diye. Meğer vadesi dolmuş, “şans” eseri orda ölmüş! Yahu buna inanıyor musunuz? Elinizi vicdanınıza koyun, inanıyor musunuz? Sonra iddianame geliyor karşınıza, soruşturma savcısı en az polis kadar acımasız, 42,5 yıl istiyor… Biraz karıştırıyorsun iddianameyi, silahlı terör örgütünün (!) silahları: Bir adet muşta, bir adet çakı, bir adet şemsiye… Sonra örgütsel dokümanlara bakıyorsun, hepsi kitap ve dergi. Öyle yasaklı da değil hani! 1979 yılında sıkıyönetim mahkemelerince yasaklanmış kitaplar bunlar! Felsefe kitapları, Deniz Gezmiş’in hayatı, Mahir Çayan’ın yazıları yasaklı kitap, örgütsel doküman oluyor! Yetmiyor, ulaşım zamlarına karşı afiş, yemekhane zamlarına karşı toplanan imzalar da örgütsel dokümanların bir parçası. Bunlar darbe döneminde değil darbelerle yüzleştiğimiz “ileri demokrasi” dönemimde oluyor!

Bitmedi! Asıl sürpriz sonunda çıkıyor. Diyor ki iddia makamı: Öğrenci Kolektifleri ve Halkevleri, terör örgütünün yasal uzantılarıdır. 1971’de var olmuş THKP-C’nin ve 80 öncesinde var olmuş Devrimci Yol’un uzantısı… 2006 yılında tamamı üniversiteliler tarafından kurulmuş, bağımsız bir gençlik hareketi, bir anda nasıl oluyorsa bugün var olmayan örgütlerin uzantısı oluveriyor! 1932’de kurulmuş Halkevleri de nasibini allıyor terör örgütü uzantısı olmaktan.

Yani diyor ki iddianame; artık terör örgütü kurmak için öyle gizlice el yapımı bombalar kullanmaya, silaha külaha gerek yok, herhangi bir kitapçıdan alacağınız (tamamen yasal) kitap ya dergilerle herkes terör örgütü kurabilir, bir arkadaşının öldürülmesine tepki gösterirse de terörist olabilir. Hayır, Nazi Almanya’sında değil, AKP Türkiye’sinde gelebilir bunlar başınıza. Hem de en “demokratikleştiğiniz” zamanlarda…

Biraz terör (!) örgütü uzantısı Öğrenci Kolektifleri’nden bahsetmekte fayda var. 9 Aralık gününden 1 sene 1 gün önceye gidelim. Ankara SBF’de yapılan yumurta şenliğini unutmadınız değil mi? Üniversiteli arkadaşlar bilirler ama medya üzerinden o zaman tanıma fırsatı buldu birçok kişi Kolektifler’i. Onlarca röportaj yapıldı, Kolektif’in çalışmaları anlatıldı… Herhalde dünyanın en saf teröristleri bizleriz. Kameraların karşısına geçip anlattık bir güzel “düzen ve süreklilik” arz eden eylemlerimizi… Ah ne kadar da aptalız! Her yaz yoksul mahallelerde çocuklara ders verdiğimizi, her sene uluslararası film festivali düzenlediğimizi. Yumurta attığımızı bile söyledik, oysa terörist dediğin gizli yapar değil mi bu işleri! Acemilik işte! Muştayla, çakıyla devlet yıkacak terör örgütü için bile çok acemice! Bunların hepsi geldi önümüze, şimdi ne yapacağız? E zaten inkâr etmiyoruz ki yaptıklarımızı… Gülmeyin! Açıp bakın iddianameyi bunlardan fazlası yok! Terörist ilan edilenlerin yaptıkları bunlar işte!

9 Aralık 2011, bu tarihteki bütün işlerinizi iptal edin!

Aydınlar, gazeteciler, milletvekilleri, öğrenciler, işçiler, yoksullar ve güzel ülkemin diğer tüm potansiyel teröristleri, o gün sizi muhalefetin yargılandığı bu davaya davet ediyorum!

Aydınlar, o duruşmanın izleyici koltuğunda yer almalısınız! Aydın sorumluluğunuz bunu gerektiriyor, sanata ve kitaplara terör eylemi araçları deniyorsa siz de bu davanın bir parçasısınız!

Gazeteciler, duruşma salonunda yerinizi almalısınız! Ahmet ve Nedim’i terörist ilan edenler, yarın sizi de almadan önce, kitap yazanların ve okuyanların yargılandığı bir ülke için gelmelisiniz!

Milletvekilleri, yanı başınızdaki adliye binasına gelmelisiniz! Seçilmiş milletvekilleri tutuklu yargılanırken ve Ertuğrul Kürkçü iddianamede terörist ilan edilmişken gelip yasalarını yaptığınız devletin, öğrencilere karşı ne kadar gaddar olduğunu görmelisiniz!

Yoksullar ve emekçiler, bu duruşmayı yakından izlemelisiniz! Her hak mücadelesinde yanı başınızda olan, Tekel çadırlarında sabahlayan, yazın çocuklarınıza ders veren gençlerin hatırı için bile olsa gelmelisiniz!

Liberaller, gelin ve izleyin! Avuç içleriniz patlayana kadar alkışladığınız ileri demokrasinin öğrenciler üzerindeki etkisini gözlemleyin!

Egemen Bağış ve Burhan Kuzu, yüzünüz varsa siz de gelin! Özel davetlimiz olarak gelin ve izleyin, bakın yarattığınız adalete ve demokrasiye, ondan sonra Ankara semalarında ceketinizi kirletmek için yol alan yumurtaları hak edip etmediğinize kendiniz karar verin!

Öğrenci arkadaşlar, Türkiye’nin dört bir yanından gelmelisiniz! Adliyenin önünü doldurmalısınız. O gün geleceğiniz yargılanacak, parasız eğitim yargılanacak, demokratik hak ve özgürlükleriniz yargılanacak! Bu dava bir grup öğrencinin değil, artık bütün bir üniversitenindir! Ama bugün ama yarın en meşru demokratik haklarımızı kullandığımız zaman terörist ilan edilip edilmeyeceğimiz kara verilecek 9 Aralık’ta!

9 Aralık 2011 günü, yargılanan biz değiliz, eğer ceza alırsak, yalnızca yıllarca hapiste kalacağız. Koca bir ülkenin “demokrasisi” tehlikede! Adım adım diktatörlüğe giden bu sürecin önemli bir adımını, iktidarın olanca gücüyle öğrencileri ezme hamlesinin yargılanacağı tarih…

O gün daha önemli bir işiniz olamaz!

Ömür Çağdaş ERSOY
Öğrenci Kolektifleri Yürütme Kurulu Üyesi
Sincan 2 No’lu L tipi Hapishanesi A8

Kaynak: sendika.org

Leave a comment