Son yıllarda Türkiye’de “yerel yaşam mücadelesi” dendiğinde akla gelen en önemli örneklerden biri Sinop’un Gerze ilçesi. İlçenin Yaykıl Köyü civarına Anadolu Grubu tarafından inşa edilmek istenen termik santral önce köy sakinlerini, sonrasında ise Gerzeliler’i harekete geçirdi. Önümüzdeki günlerde, santral sürecindeki kritik dönemeçlerden biri olan Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunun yayınlanması bekleniyor. Gerzeliler ve Yeşil Gerze Çevre Platformu üyeleri, 30 Nisan’da Ankara’da bir araya gelecekler.

İlk günden itibaren Gerze’de olup bitenleri hatırlamak için, sürecin başından verdikleri hukuki destekle Yaykıl ve Gerze halkını yalnız bırakmayan Ekoloji Kolektifi’yle yapılan bir röportajı yayınlıyoruz. Ayşe Çakır‘ın Ekoloji Kolektifi mensubu avukat Cömert Uygar Erdem ile gerçekleştirdiği röportaj, Türkiye Mimarlar Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Ankara Şubesi Haber Bülteni’nin 2011/5 nolu sayısında yer almıştı. Röportajı, Ayşe Çakır ve EMO Yayın Kurulu Başkanı Haşim Aydıncak‘ın izniyle sizlerle paylaşıyoruz.

***

Orada bİr ‘Gerze’ var uzakta…

Yaklaşık üç yıldır devam eden ama daha çok geride bıraktığımız yılın yaz aylarında sesini duyuran Gerze Direnişi’ni, bu direnişin önemli parçalarından biri olan Ekoloji Kolektifi’nin üyesi Cömert Uygar Erdem ile değerlendirdik.

Ayşe Çakır: Hoş geldiniz. EMO Ankara Şubesi Haber Bülteni’nin önümüzdeki ayki sayısı için Gerze’de yapılması planlanan termik santral projesi ve bu süreçte halkın direnişi, hukuksal süreç dâhil, ilgili tüm enstrümanlar üzerine bir röportaja yer vereceğiz. Sürecin bizzat içerisinde biri olarak sizin de görüşlerinizi de almak istedik. Öncelikle bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Cömert Uygar Erdem: Ben Cömert Uygar Erdem, Ankara Barosu’na kayıtlı olarak avukatlık yapıyorum. Ayrıca Ekoloji Kolektifi üyesiyim.

Sürecin detaylarına geçmeden, burada bir parantez açarak, önce termik santralin olası zararlarından, insanların ve diğer tüm canlıların yaşam alanlarına olumsuz etkilerinden bahsedelim dilerseniz. Sizce kömürlü termik santralin zararı gerçekten anlatıldığı kadar büyük mü, yoksa bir kesimin inandığı gibi abartılıyor mu?

Bir abartıdan söz edeceksek, bu abartı kömürlü termik santralın zararlı olmadığına ilişkin olarak yapılan propagandalara ilişkindir. Kömürlü termik santralin en önemli zararlarından birisi sera gazı emisyonunu artışıyla iklim değişikliğini körüklüyor olması. Bunun dışında, Gerze ölçeğinde ele alırsak insanların büyük bir kısmının yaşamı tarım üzerine kurulu ve bölgedeki termik santralin faaliyeti oradaki tarımsal hayatı sonlandırmaya, insanları topraksızlaştırmaya, bölgeyi insansızlaştırmaya, kırdakilerin proleterleşmesine kadar toplumsal tehlikeler taşıyor. Bunun yanı sıra tabi ki doğayı, ekosistemi, ekolojik dengeyi de bozuyor.

Çevre bakanlığının web sitesinde termik santral ÇED rehberinde alternatif enerji kaynaklarıyla ilgili şöyle bir paragraf geçiyor, alıntılamak gerekirse:

“Termik santral proje alternatifleri şu hususlar göz önüne alınarak değerlendirilmelidir:

-Enerji, üretim, yatırım ve işletme maliyetlerinin karşılaştırılması,

-Çevresel etkilerin karşılaştırılması,

-Muhtemel fiziksel kayıplar ve etkilenecek nüfus,

-Bölgesel/ulusal kalkınmadaki faydalarının karşılaştırılması.”

Sizce, bu hususları da göz önünde bulundurarak termik santralin alternatifi ne olmalıdır? Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla, enerjiyi planlı üreterek ve doğayı tahrip etmeden işbu enerji açığını tam anlamıyla gidermek mümkün müdür?

Buna alternatif sunmadan önce, enerji politikalarınızı üzerine kuracağınız asıl sistemi ele almalı öncelikle. Tercih edeceğiniz üretim modelleri sonuçta doğayı, doğadaki varlıkları bir meta olarak görüyor ve onlardan maddi bir sonuç elde etme amacı güdüyorsa, böyle bir sistem içerisinde bir alternatif göstermek pek doğru değildir. Yani tercih edeceğiniz enerji modeli, elde ettiğiniz enerjinin adil bir biçimde dağılımını sağlayacak bir sistemin üzerine kurulu değilse; alternatif olarak seçtiğiniz enerji modellerinin termik, nükleer, rüzgar, hes olmasının hayata katabileceği bir anlam yoktur. Yenilenebilir enerji modellerinin bugün alternatif olarak sunulduğunu görüyoruz.  Ancak temel sistemi değiştirmediğiniz müddetçe, güneşi de metalaştırırsınız, rüzgârı da.

Çevre kanununa da bütün çevre mevzuatının iskeletine de biçilmiş bir politika var ki o da sürdürülebilir kalkınma ideolojisi. Sağlıklı bir çevrede yaşamayı güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasındaki dengeyi sağlayacağı iddia edilen bir ideoloji. Ama nasıl bir denge ise hep ekonomik beklentilerin üzerine kuruluyor. Doğaya verilecek zarar göz ardı ediliyor. Özellikle HES’lere yönelik  yoğun bir şekilde temiz enerji vurgulu propagandalar yürütülüyor, Yenilenebilir Enerji Kanunu HES kurmanın önünü açacak düzenlemeler getirdi. Temiz enerji söylemi ile HES’leri yaygınlaştırmaya çalışan AKP hükümeti termikten de nükleerden de vazgeçmiyor. Sonuçta bunlar topyekün bir devlet politikası ile yeni bir yatırım aracı haline getirilmiş vaziyette.

Sinop’un Gerze ilçesinde, daha doğrusu Gerze ilçesinin Yaykıl köyünde daha önceden belirlenen bir alana, özellikle de içme suyu tesisleri, SİT alanları, tarım ve orman arazilerinin, balık üreme ve avlanma sahillerinin bulunduğu, “santral etki alanı” sınırları içerisinde kalan onlarca köy ve yerleşim yerinin içerisine , termik santral yapılması planında Gerze’nin tercih edilmesinin arkasında yatan asıl neden neydi? Diğer bir deyişle Gerze’nin buradaki coğrafi/stratejik önemi neydi?

Şu sebeple Gerze diye bir şey söyleyemeyiz.  Enerji sektörünün yeni yatırım alanı olarak pompalanması sonrasında sermaye kırı ve kırdakileri ele geçirme harekatı üzerinde daha da yoğunlaşmaya başladı. Türkiye’de bu tehlikeyle sadece Gerze muhatap değil. Hali hazırda onlarca proje var. Anadolu Grubu neden Gerze’yi seçti ve neden bu kadar ısrarcı bilemiyorum.Gerze’de şöyle bir tesadüf var. Hukuksal boyutta, arazi daha önceki sahibi tarafından bir başkasına 2016 yılına kadar kiralanmış durumda. Arazi şu an kiralayanın elinde ve buna kanuni süreler içerisinde ihbarda bulunulmadığı için, şimdi onu kanunsuz bir biçimde çıkarmaya çalışıyorlar. Bunun dışında arazinin olduğu yer bildiğiniz gibi su kaynaklarına çok yakın bir yer. Avlanma ve balık çiftliklerine çok yakın. Denizde de ÇED faaliyeti yürütüyorlar. Orada mutlak ve sulak tarım arazisi var. Her açıdan, hukuka aykırılık oluşturacak bir hareket çıkıyor karşımıza.

Gerze’deki mücadelenin meşru bir zemini var bu zeminin hukuksal boyutu nedir, nereye dayanır? Her şeyden önce çevre hakkı bir insan hakkıdır. Bu hak Türkiye’de de Anayasanın 56. maddesine dayanır; yani yaşadığınız çevreyi korumak aynı zamanda anayasal bir ödevdir. Şirketin hukuksuz eylemleri yalnızca çevre hakkının ihlali değil aynı zamanda en temel insan hakkı olan yaşama hakkının da ihlali anlamına gelir. Ve insanlar, “insan” haklarını korurken aynı zamanda baskıya karşı direnme hakları da vardır. Gerze’de de insanlar çevreyi korurken aslında çevre ve yaşama haklarına yapılan müdahalelere karşı direniyor. Bu direnişin kolluk gücüyle kırılmaya çalışılması karşısında da Gerzeliler maruz kaldıkları saldırılara karşı kendilerini korumak durumunda kalıyorlar. Bu bir yanıyla TCK hükümleri açısından da tipik bir meşru müdafaa örneğidir.

Biraz da halkın direnişinden bahsedelim istiyorum. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, Gerze halkı termik santral kurulmasının gündeme geldiği 2008 yılından bugüne, yaşam alanlarını savunmak, havasını, toprağını, suyunu korumak; dolayısıyla doğanın tahakküm edilmesine izin vermemek için 3 yıldır aralıksız direnmekte ve aslında büyük bir örgütlü mücadele örneği göstermekte. Halkın bu onurlu ve meşru direnişi ne derecede hedefine ulaşabildi?

Süreç devam ediyor henüz hedefine ulaşmış değil. Çünkü ulaşılmak istenen hedef termik santrali projesinin tamamen iptal edilmesi. Yani öncelikli hedefleri bu. Tabi ki bu istekleri termik santralleri kendi coğrafyalarından kovmakla sınırlı değil. Doğaya, yaşama zararlı enerji modellerinin tamamen kaldırılmasını istiyorlar. Ancak, yolun başında değiller. Üç yıllık bir süreç içinde hatırı sayılır bir mesafe kat ettiler.

Öncesinde bölgede HES ve Karadeniz sahil yoluna dair çalışmalar devam etmekte, ancak, nükleer santral projesinden sonra ekolojik yıkımlara yol açacak yatırımlara karşı bir tepki oluşmuş. Termik santral projesini duyduktan sonra daha da yoğun bir biçimde termik karşıtı hareketi örgütlemeye koyuluyorlar. Termik santral kurulu yerlere giderek oralardaki halkla termik santralin etkisi üzerine görüşmeler yaparak termik santralin sonuçları hakkında bilgi toplayım bu bilgileri halka aktararak, termiğe karşı bilinçlendirme çalışmaları yaparak örgütlenmeye çalışıyorlar. Böylece insanlarda bir bilinç oluşmaya başlıyor. Zaman içinde Türkiye’deki diğer ekolojik hareketlerin de katıldığı toplantılara mitinglere vs. katılarak diğer hareketlerle tanışmaya başlıyorlar.

ÇED yönetmeliği gereği de şirket  bölgede bilgilendirme toplantısı yapmaya çalıştı. Fakat, halk şirkete bu toplantıyı yaptırmadı. Kapalı spor salonu içinde halk yoğun biber gazına ve polis şiddetine maruz kaldı. Bu bir ilkti. 30 Mart 2011’de şirket sondaj yapmak için geldi ancak şirkete Gerzeliler izin vermediler. Ağustos ayında, şirketin sondaj için tekrar geleceğini öğrenmeleri üzerine Yaykıl köyünde bir direniş çadırı kurdular ve geceli gündüzlü orada beklemeye başladılar ve halen bekliyorlar. 23 Ağustos’ta ve 5 Eylül’de sondaj ekipleri  polis ve jandarma güvenliği altında Yaykıl’a geldiler. Ben de o tarihlerde Gerze’deydim. Avukatları olduğumuz için bizlerin de böyle anlarda yanlarında olmamızı istiyorlar. Hukuksal anlamda bir ihlalle karşı karşıya kalmamaları için, avukat kimliğimle yanlarında bulundum.  Anadolu Grubunun iki baskını da tüm kolluk şiddetine rağmen Gerzelilerin meşru müdafasını kırmaya yetmedi. Halk sondaj ekiplerinin çalışmasına izin vermedi. Şirket ne zaman Gerze’ye gelse, Gerzeliler bir önceki seferden daha yoğun şiddete, gaz bombasına ve biber gazına maruz kaldı..

Özellikle 23 Ağustos ve 5 Eylül direnişlerinin basında geniş yer alması sonrasında Türkiye’nin gözü Gerze’ye çevrildi. Ancak, Gerze istediği sonuca halen ulaşmış değil ama kamuoyunda görünürlük sağlamak da bir amaçtı. Bunu bir nebze de olsa başardılar. Şu anda, orada hala çadırlar var, her gün gözaltına alınıyorlar vs. ama her şeye rağmen direniş devam ediyor.

Sinop, civar il ve ilçelere ek olarak İstanbul, Ankara, Samsun, Çanakkale, İzmir, Trabzon ve diğer illerin de katılımıyla ilçe nüfusunu neredeyse ikiye katlayan geniş katılımlı mitingler düzenlendi. Bunun haricinde, köye çalışmalara başlamak üzere sondaj makinelerinin girişiyle halkın direnişi had safhaya ulaştı. Orantısız güç kullanıldığı, yaralanmalar, tutuklama ve gözaltılar olduğu yazılanlar arasında. Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?

Mücadelenizi kamuoyuna ne kadar yayar ve gündemde ne kadar sıcak tutarsanız gücünüz de o kadar artıyor. Sondaj ekipleri Gerze’ye panzerlerle geldi. İnsanlar orada şiddete, biber gazına maruz kaldılar. Yaralandılar. Ancak, haklarında ceza soruşturmaları başlatıldı. Görülmekte olan ceza davaları var. Beş kişi savcının tutuklama talebiyle sevkedildikleri mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Sonrasında savcının itirazı ile tekrar gözaltına alındılar ve tutuklandılar. Yapılan itirazların kabul edilmesi ile 5 gün tutukluluk süresi sonrasında serbest bırakıldılar.

5 Eylül’de gözaltına alınan ve sonrasında tutuklanan Volkan Özcan 21 Aralıkta çıktığı ilk duruşmada serbest bırakıldı. Tutuklama talebiyle mahkeme önüne çıktığında, suçu işledi-ğine ilişkin görüntü kayıtları henüz dosyaya girmemişti. Sadece kolluk tutanaklarına dayanılarak polise görevini yaptırmamak için direnme suçunu işlediği şüphesiyle tutuklandı. 106 gün tutuklu kaldı. Tutuklama kararı tutanağında, tutuklama gerekçelerine “ Suçun mahiyetinin ilerde süphelinin aleyhine değişme ihtimalinin varlığı nedeniyle” şeklinde bir not düşüldü. Ancak, CMK md 100’de böyle bir tutuklama sebebi sayılı değildir. Tutukluğa itirazımızda bu hususu sunduk ama kabul edilmedi. Sonuç olarak tutukluluğu gerektirecek bir durum yokken, Volkan 106 gün tutuklu kaldı. Bir nevi cezalandırılmış oldu.

Yalnızca Volkan da değil. Her hafta 5-10 Gerzeli karakola çağırılarak ifade vermek zorunda kalıyor. Şu an yaklaşık 300 kişinin ifade tutanağı var elimizde. Bu konulara ilişkin davalar bekliyoruz. Hali hazırda devam eden davalar var.

Santrali kurmak isteyen şirket aleyhinde yöre halkı ve diğer destekçiler tarafından gerek sivil toplum kuruluşlarında gerekse sosyal medyada imza kampanyaları düzenlendi. İlgili şirketin ürünleri boykot edildi. Bu eylemlerin geri dönüşümü nasıl oldu? İlgili şirket ya da şirketler grubu için kömürlü termik santral gerçekten ikamesi olmayan elzem bir ihtiyaç mıydı? Ve Gerze halkı termiğe neden karşı olduğunu şirketteki muhataplarına ifade edebildi mi?

Boykotların geri dönüşümü ile ilgili pek bir bilgim yok.  Söz konusu şirketi sadece termik santral bakımından değil, biralarında mısıra dayalı nişasta şekeri kullanılmasından dolayı da boykot edilmesi gerekir. Bu şekerlerin dünya genelinde GDO’lu olduğu bilinmektedir. Yürütülen kampanya farkındalık yarattı ama çok da somut bir hareketi de ortaya çıkaramadı.  Kampanyanın kömüre ilişkin olması termik vurgusu taşıyor ancak GDO karşıtı bir zemin üzerinden yürütülecek bir boykotun daha geniş bir kitleye ulaşabileceğini düşünüyorum.

Anadolu Grubu için termik santral yapmak elzem bir ihtiyaç mıydı? Bir enerji açığı sorunu vurgulanıyor. Şirket bu görmüş olduğu enerji açığını kapatmaya çalışıyorsa ve gerçekten de bir enerji açığı varsa evet onlar için elzemdi (!).Tüketim pompalanmakta. Yaratılan yapay ihtiyacın, elzem olduğunu iddia etmek pek de gerçekçi değil.  Bana kalırsa elzem olmasından ziyade doyumsuzluktan kaynaklı.  İhtiyaca yönelik üretimi bir tek enerji açısından esas almaları da yaman bir çelişki.

Gerze, Gerze olarak kalmak istediği için termiğe karşı. Üretim araçlarının ellerinden alınmasını istemedikleri için, topraklarının talan edilmesini istemedikleri için,  yaşadıkları topraklarından koparılmak istemedikleri için, doğalarının kirletilmesini istemedikleri için termiğe karşı. Bunu şirkete ne kadar ifade edebildiler?

Türkiye’nin çoğu yerinde, Gerze’de termik santralkurulmak istendiği ve Gerzelilerin buna karşı direndiğiduyulmuş durumda. İnternetteki sosyal medya sitelerinde Anadolu Grubunun ürünlerine ilişkin kampanyalar dolaşıyor. Ancak, şirket Gerze’de termik santral istenmediğini zaten biliyordu. Her Gerze’ye gelişinde bu gerçekle karşılaştı. Gerze’de termik santral günlük hayata sinmiş durumda. Termiğin istenmediğini, her sondaja gelişlerinde karşılaştıkları direnişten anladılar. Gerze’nin sesi şirkete ulaştı ama bir yankı da bulamadı. Şirket, ÇED sürecine ilişkin zorunlu olan hususları işletemedi ancak, ek sürelerinin son günü olan 21 Aralık’tan birkaç gün önce nihai ÇED raporunu Bakanlığa sundular. Bu sefer de rapordaki eksiklikler nedeniyle, 3 ay ek süre  alacaklar. Yani hukuku dolanacaklar.

Bir santral yapılırken, kullanacağı enerji kaynağından doğaya yapacağı etkiye, maliyetinden yaratacağı istihdama, yer seçiminden yöre halkının taleplerine kadar çok sayıda parametre dikkate alınması gerektiği bilinir ve resmi yazımlarda ve ÇED olarak bildiğimiz Çevre Etki Değerlendirme raporlarında da dikkate alınan önemli hususlardır bunlar. Buna rağmen, doğaya ve canlıların yaşam alanlarına bu denli zarar veren kömürlü termik santral kurulma izni nasıl alınabiliyor? Bu vesileyle santral kurulumu için gerekli olan EPDK’nın lisanslamasından da biraz bahseder misiniz?

Üretim lisansını EPDK veriyor. EPDK’dan önceki süreçte ise ÇED süreci işletmeniz için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile muhatap olmanız gerekiyor. Ancak, ÇED süreci işletilmeden, ÇED Olumlu kararı ya da ÇED Gerekli Değildir kararı almadan, üretim lisansı alabildi birçok proje. Gerze Termik Santrali içinde üretim lisansı verilmişti. Lisansın Danıştay tarafından yürütmesinin durdurulması sonrasında, şirket ÇED süreci işletmeye başladı.

Aslında ÇED raporu için derinlemesine araştırma yapılması lazım. Örneğin, işletmeyi kuracağınız yerden yol geçirmeniz gerekiyor ormanlık veya tarım arazisinden geçecek yol, bunun olumsuz etkisini gözetmeniz gerekir. Atık sorunu vardır bunu gözetmeniz gerekir, atıklar işletmenin olduğu yerde mi öğütülecek ya da başka bir yere taşıma yoluyla mı gidecek bunları hesaplamanız gerekir . Taşıma yoluyla giderken o atıkları muhafaza etmeniz vs. derinlemesine incelenmesi gerekir. Ancak bu hususların ÇED raporu düzenleyen şirketlerce pek de ciddiye alındığı söylenemez.  Maalesef ki, sunulan ÇED raporları mevzuata uyularak, özenli bir şekilde oluşturulmuş raporlar değil. Genelde birbirine benzerlik taşıyorlar. Esasen önemli bir katılım mekanizması olarak işletilmesi gereken ÇED süreci, usuli açıdan yapılması gereken bir teferruat olarak görülüyor. ÇED süreci içerisinde, çivi çakmanız dahi yasaktır ancak, şirketler çoğu yerde dilediğince davranabiliyor. Örneğin, Niğde Ulukışla’da altın madeni ile ilgili çalışmalar yürütülmekteydi. Aydın Doğan’a ait Gümüştaş isimli bir şirket, ÇED raporunu oluşturmadan önce oraya prefabrik yapı kurmuş ve dağlarda galeriler açarak maden arama çalışmalarını devam ettirmekteydi. Çıkardığı madeni taşıyabilmek için yollar açmıştı. Oysa ki ortada Bakanlıkça verilmiş bir ÇED Olumlu kararı yoktu henüz.  ÇED raporuna Bakanlıkça ÇED olumlu kararı verilmesi üzerine açılan davada Aksaray İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurması ile faaliyet durdu. Ancak, uygulanmayan bir çok yargı kararı mevcut.

YEGEP(Yeşil Gerze Platformu), Sinop Çevre Platformu, Karadeniz İsyandadır Platformu ve Greenpeace’in yanı sıra Gerzelilerin yanında desteğini sürdüren bir topluluk daha vardı ki, o da sizin de üyeleri arasında yer aldığınız “Ekoloji Kolektifi”. Ekoloji Kolektifi ne işler yapar, bu topluluğu ve çalışmalarını daha yakından tanıyabilir miyiz?

Ekoloji kolektifi, başlangıcında bir öğrenci topluluğu olarak kurulan ve sonraki süreçte gündemini genişleterek demokratik kitle örgütüne evrilen bir dernektir. Ekolojik krize, barbarlığa, emek sömürüsüne, milliyetçiliğe, tektipleştirmeye, cinsiyetçiliğe, türcülüğe karşı emek ve doğa sömürüsü ekseninde ekososyalist bir çözüm önerisi sunar ve bu ideolojiyi örgütlemeye çalışır. Ekoloji mücadelesinin sınıf mücadelesi olduğuna ve ekolojik sorunların da ancak ekolojik duyarlılıkları olan sosyalist bir sistem içerisinde aşılabileceğine inanır. Kamuoyu oluşturmaya, duyarlılık yaratmaya ilişkin politikalar yürütür. Halkların özyönetimini benimser, yereldeki mücadelelerde halkın özgücünü ortaya çıkarmaya çalışır. Bu nedenle direniş alanlarında kendi tabelasını değil mücadelenin kendisini örgütlemeye çalışır.

Değişik şehirlerde Sinekoloji Film Festivali düzenlemektedir. Düzenli olarak Kolektif isimli ekososyalist dergiyi çıkartmaktadır. Kırda Yoksulluk ve Direniş, Görünmez Elin Ekolojisi-Biyogüvenlik ve GDO, Yeşil Kapitalizm İmkansızdır kitap çalışmaları yayınlanmıştır.

Ekoloji Kolektifi, yıllarca GDO’hayır Platformunda ve Nükleer Karşıtı Platform içerisinden çalışmalar sürdürdü. GDO karşıtı mücadeleyi geliştirmek için kampanyalar ve çalışmalar örgütledi. Yerel mücadelelerin yürütüldüğü yerlerde örgütlülük sağlamıştır.

Toplumsal mücadele pratiği olarak Ulukışla örneği en önemli çalışmasıdır. Maden faaliyetlerine karşı yürütülen mücadelede, köylerde köy meclislerinin kurulmasına yardımcı olarak, köylerde ikili bir yönetim anlayışı oluşturdu. Bu meclisler, köyleri ile ilgili kararlar almaya ve aldıkları bu kararları uygulamaya ilişkin çalışmalar yürüttü. Böylece, mücadele muhtarlardan alınmış oldu. Şirketi köylerinden kovduktan sonra mücadelelerini bitirmediler. Şimdilerde çöp ve atık sorunu ile taş ocaklarına karşı çalışmalar yapmaktalar. Ekoloji Kolektifi onlar için sadece bir kıvılcım oldu. Onlara merkezi bir bakış açısıyla yaklaşmadı. Gösteri dünyasının büyüsüne kapılarak köylülerin ellerine Ekoloji Kolektifi dövizivererek fotoğraf çektirmedi. O insanlarla birlikte mücadele etti. Başarıyı da kendi başarısı olarak görmedi.

Yine Gerze’deki mücadele ile ilişkin bir takım çalışmalar yürütülmekte. Mücadelenin Hukuksal boyutu Ekoloji Kolektifi üyesi avukatlar tarafından üstlenilmiş durumda. Mücadelelerine destek veriyoruz ama tabi ki Gerze, Yeşil Gerze Platformu’nun (YEGEP)’in başarısıdır.

Son olarak Gerze’nin ve ilgili hukuksal sürecin şu anki durumundan kısaca bahsederek ve eklemek istedikleriniz varsa onları da alarak sohbetimizi sonlandırabiliriz.

Şirket ÇED olumlu ya da ÇED gerekli değildir kararı almadan doğrudan EPDK’dan üretim lisansı alıyor.  Yöre halkının açtığı dava sonrasında Danıştay üretim lisansının yürütmesini durdurdu. Bu karardan sonra şirket ÇED raporunu hazırlamaya başladı. 21 Haziran’da süreleri dolunca, ÇED yönetmeliği gereği 6 ay ek süre aldılar.

ÇED sürecini, mevzuata uygun olarak işletemeyen Şirketin ÇED’i raporunu sürenin dolmasına birkaç gün kala sundu. Şimdi Bakanlığın cevabı bekleniyor. Tahminimizce şirkete, rapordaki eksikliklerin tamamlanması için 3 aylık bir ek süre daha tanınacak.

Şirket ÇED almadan doğrudan üretim lisansı ile faaliyet başlatmaya çalıştı ama erken fark edilmesi ile önlendi. Şirket, hiçbir şekilde sondaj çalışmasına gelemedi. Yoğun biçimde baskılar ve gözaltılar devam ediyor. Buna ilişkin süreç işliyor. Yaklaşık  300 kişi hakkında soruşturma yürütülüyor. Görülmekte olan ceza davaları var.

Katılımınız ve verdiğiniz yararlı bilgiler için teşekkürler.

http://www.emo.org.tr/ekler/87d71016a253f26_ek.pdf?dergi=

Leave a comment