Faili Meçhuller Davasında bugün, hazırlanan ölüm listesindeki 18 kişiyi infaz ettikleri iddia edilen devlet kadroları ikinci kez hâkim karşısına çıkıyor. 1994’te suikasta uğrayan Avukat Yusuf Ekinci’nin oğlu ve davanın avukatı Sertaç Ekinci, geçmişle hesaplaşmanın ötesine geçen davayı BirGün’e anlattı

Doğu Eroğlu (BirGün Gazetesi, 11 Temmuz 2014)

Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in 1993’te sarf ettiği, “PKK’ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi elimizde. Hesap soracağız!” ifadeleriyle somutlaşan ölüm listesinde adı geçenlerin infazlarında payı olduğu iddia edilen isimlerin 21 yıl sonra yargılandığı Faili Meçhuller Davasının ikinci duruşması bugün Ankara’da görülüyor. Hâkim karşısına çıkacak derin devletin kilit isimlerinin çapraz sorgularının yapılması bekleniyor. Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yapmış, 90’lı yıllardaki derin devlet yapılanmasının en tepedeki ismi Mehmet Ağar, Özel Harp Dairesi eski başkanvekili Korkut Eken ve kamuoyunun özellikle Susurluk Kazasının ardından kayıp silahlar davasıyla tanıdığı Özel Harekât Dairesi eski başkanvekili İbrahim Şahin, ölüm listesine ilişkin iddiaları yanıtlayacaklar. Çiller’in açıklamasının yaklaşık 3 buçuk ay sonra suikasta kurban giden Avukat Yusuf Ekinci’nin oğlu ve aynı zamanda davanın avukatlarından Sertaç Ekinci BirGün’e çileli yargı sürecini anlatırken, davanın yalnızca geçmişle yüzleşme niteliğinde olmadığının altını çiziyor. 19 kişinin, işlenen 18 faili meçhul cinayetle ilgili olarak yargılandığı dava vesilesiyle faillerin hâlâ devlet tarafından korunduğunu gördüklerini kaydeden Ekinci, “Mehmet Ağar’ın şahsında, 90’lı yılların ceberut devletine gittikçe daha çok benzeyen siyasal iktidar kendini korumaya çalışıyor” diyor. Behçet Cantürk’ün 14 Ocak 1994’teki infazıyla başlayan liste cinayetlerinde, Yusuf Ekinci’nin yanı sıra, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, Namık Erdoğan, Medet Serhat, Faik Candan, Fevzi Arslan, Şahin Arslan ve Mecit Baskın gibi isimler öldürülmüşlerdi.

Diyarbakır Lice doğumlu avukat Yusuf Ekinci, 25 Şubat 1994’te Ankara’da, Kızılay’daki bürosundan evine doğru seyir halindeyken kırmızı bir Toyota araç tarafından durduruldu. O anlara şahit olanlar, Ekinci’yi durduranların onu kendi araçlarına aldıklarını anlattı. O gece eve dönmeyen Ekinci’nin cansız bedeni ertesi gün Gölbaşı’nda bulundu. Ekinci’nin vücudunda, yalnızca Özel Harekât Dairesi tarafından kullanıldığı sonraları anlaşılacak olan Uzi mermilerine ait mavi renkli çekirdekler bulundu. Sertaç Ekinci, babasının uğradığı suikastın o döneme göre bile şaşırtıcı olduğunu söylüyor. Kürt siyasi hareketinin temelini oluşturan örgütlerden Devrimci Doğu Kültür Ocaklarının kurucuları arasında olan babasının o dönemde aktif siyasetin içinde olmadığını belirtiyor. Kürt siyasi mücadelesinin sol bir sorun olarak değerlendirilmesi yerine kültürel haklar ve kimlik bağlamında kurgulanması gerektiğini ilk ifade eden isimlerden biri olan Baba Ekinci’nin hedef seçilmesini oğlu, “Siyasal anlamda önemli bir kişiyi öldürdüler ama fiili olarak bu cinayetin neden işlendiğinin yanıtı bizde yok” diye anlatıyor.

EMNİYET 17 YIL SORUŞTURMADI

Siyasi davalardansa yurttaşların devlete karşı açtığı tazminat davalarında uzmanlaşan Ekinci’nin hedef seçilmesinde, Behçet Cantürk’ün avukatı olduğuna ilişkin kanının etkili olmuş olabileceği üzerinde durulsa da Yusuf Ekinci bu iddianın gerçeği yansıtmadığını vurguluyor: “Babamla ilgili konuşmalarda devlet görevlileri hep ‘Behçet Cantürk’ün avukatıymış’ dediler. Hâlbuki Cantürk’ün avukatı Medet Serhat’tı. Babam Cantürk’ün avukatlığını yapmadı. Nedense devletin bu yönde bir kanısı vardı.” Aile kesin nedeni bilmese de, işleniş biçimi ve Ekinci’nin şahsı yüzünden siyasi bir infaz olarak değerlendirilen olayı Emniyet adi bir cinayetmişçesine soruşturdu. Soruşturma Ekinci’nin yakın çevresiyle sınırlı tutulurken, balistik bulgularsa görmezden gelindi. Sertaç Ekinci 20 yıl boyunca savcılıktaki dosyanın neredeyse ilk günkü gibi beklediğini ve balistik raporları ile her sene jandarmadan gelen “Yapmış olduğumuz tüm araştırmalara rağmen Yusuf Ekinci’nin katilini bulamadık” notu dışında dosyaya hiçbir belge girmediğini ekliyor. Yusuf Ekinci’nin eşi Ülkü Ekinci’nin başvurusunu değerlendiren AİHM’in, etkin soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi cezalandırması da bunun en büyük kanıtı.

UZİ-ÖZEL HAREKAT BAĞLANTISI NASIL KURULDU?

Ekinci’nin vücudundan çıkarılan Uzi mermileriyle Özel Harekât Dairesi arasındaki bağlantı Susurluk Komisyonunda ifade veren İbrahim Şahin ile CHP Milletvekili Fikri Sağlar arasındaki diyalogla ayyuka çıktı. Şahin’in komisyondaki ifadesini Fikri Sağlar BirGün’e şöyle anlattı: “Komisyonda Ömer Lütfi Topal’ın öldürülmesiyle ilgili konuşan Şahin, olay yerinde bulunan Uzi şarjörlerini kastederek, ‘Bu bize bir komplodur. Uzi sadece bizde olduğu için oraya şarjör bıraktılar’ dedi. Kendisine Yusuf Ekinci’nin de aynı silahla öldürüldüğünden haberi olup olmadığını sordum. Duraladı ve ‘Şey, yani…’ gibi sözler geveledi. Ağzından kaçırdığı bir itiraftı bu. KKTC’de Ömer Lütfi Topal’ın yatırımları hakkında araştırma yapan gazeteci Kutlu Adalı’nın Uzi marka silahla öldürülmesinden sonra da adada araştırma yapmıştım ve bölgede Uzi silah olmadığını görmüştüm.”

SORUŞTURMADA İLK ADIMLAR

Susurluk Kazasının ardından Ekinci Ailesinin iddialarının ne kadar gerçekçi olduğu ortaya çıktı. Susurluk soruşturmalarında somut çıktılar alınamazken, Ekinci ve diğer faili meçhul ailelerini umutlandıran Ergenekon Davasında Veli Küçük, İbrahim Şahin gibi isimlerin tutuklanması oldu. Toplumsal Bellek Platformu olarak 18 faili meçhul cinayetin de Ergenekon kapsamında araştırılması talebiyle savcılara gittiklerini ve “Her şeye biz mi bakacağız?” cevabını aldıklarını kaydeden Sertaç Ekinci, ilerleyen yıllardaki gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Şubat 2011’de 12 Eylül Davasına bakan savcı Hakan Yüksel’e gittik ve Ekinci cinayetine AİHM’in etkin soruşturma ihlali kararı olduğunu, Uzi marka silahların kullanıldığını, Susurluk Raporlarında altı çizilenleri hatırlatarak dönemin yetkilileri ve tüm Milli Güvenlik Kurulu üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunduk. Savcı Yüksel Gölbaşı’ndaki Ekinci dosyasını ve Susurluk Raporlarını istetti, AİHM kararını da Türkçe’ye çevirtti. Soruşturmasını sürdürürken 21 Mart 2011’da sahneye Ayhan Çarkın çıktı. Çarkın devlet eliyle işlenen cinayetleri canlı yayında itiraf edince savcıya ‘Bu adamı mutlaka dinlemelisiniz’ dedik ve Haziran 2011’de Çarkın gözaltına alınıp Ankara’ya getirildi. Soruşturma böylece bir anda hız ve görünürlük kazandı.”

TETİKÇİ ÇARKIN’DAN NEWROZ ÇIKIŞI

22 Mart 2011’de CNN Türk’teki 5N1K programına canlı yayın konuğu olarak katılan Çarkın şu konuşmayı yaptı: “Girdiğim operasyonlarda yargısız infaz yapıldı. Silahlı çatışmaya giren benim, imzayı atan da benim . . .  [Kürt işadamları ölüm listesi hakkında] Öyle bir liste var. Zaten demedi mi dönemin başbakanı, ‘listeler elimde’ demedi mi? . . . Verilen emirler yerine getirildi. Emri verenler kenara çekildi, şimdi herkes korkuyor konuşmaya. İnfaz emirleri… Devletin varlığının, yapılanmasının olduğu emirler. Devletten habersiz böyle bir kan akabileceğine inanıyor musunuz?”

17 YIL SONRA CİNAYET MAHALİNİ GÖSTERDİ

Ankara’daki keşifte Çarkın, 1994’teki cinayetin 17 yıl sonrasında Ekinci’nin vurulduğu nokta olarak ilk olay yeri inceleme raporlarındakiyle aynı yeri gösterince soruşturmanın ciddiyeti arttı ve Çarkın’ın ismini verdiği 7 eski özel harekâtçı Ağustos’ta tutuklandı. Tutuklananlar arasında Ekinci cinayetinde tetiği çeken isim olduğu iddia edilen Ayhan Akça da vardı. Ekinci Ailesini umutlandıran bu gelişmenin üzerinden çok geçmeden, 7 şüpheli Aralık’ta mahkemenin resen incelemesi sonrası tahliye edildi. Böylece soruşturmanın tek tutukluları Ayhan Çarkın ve Ergenekon tutuklusu İbrahim Şahin oldu. Gizlilik kararı bulunan soruşturma, tutukluların salıverilmesi ardından 28 Şubat Davası savcısı Mustafa Bilgili’ye verildi. Sertaç Ekinci, zamanaşımı yaklaştığı için ayrı bir dosya olarak açılan Mecit Baskın iddianamesini gördüğünde Bilgili’nin herhangi bir soruşturma yürütmediğinin anlaşıldığını belirtiyor: “Savcı bize özel bir birim kurduklarını söylemişti ama Baskın iddianamesinde ifadelerden başka hiçbir şey olmadığını gördük. İlk duruşma da fiyaskoydu; karşı taraf yalnızca ifadeler üzerine kurulmuş iddianamenin rezilliğini çok güzel kullandı.”

ÇARKIN ÇARK EDİYOR

2013’teki en önemli gelişme ise Ayhan Çarkın’ın tutum değişikliği oldu. Mayıs ayında, “Devletime ayıp ettim, uyuşturucu kullanıyordum” diyen Çarkın, önceki ifadelerini anımsamadığını ileri sürdü. Sertaç Ekinci bu tavır değişikliğini şöyle değerlendiriyor: “Aradan 2 yıl geçmişti. Bir şeyleri ortaya çıkaracağını, etkin pişmanlıktan yararlanacağını düşünüyordu. Her sabah çığlık atarak uyandığını eşinden öğrendim. Bu kadar çok insanı öldürdükten sonra rahatça çocuğunu sevmen, sorunsuz yaşaman biraz zor elbette… Psikolojik durumu kötü olsa da akli dengesinin yerinde olduğunu düşünüyorum. Bence, ‘Kendimi öne atmışım, kimsenin bir şey yaptığı yok. Devlet aynı devletmiş meğerse’ dedi ve hayal kırıklığına uğradı; senin dışında herkes serbest, sen içeride duvarlara bakıyorsun…” Ekinci, bu beyanın ardından Çarkın’ın Adli Tıpa gönderilmesini de eleştiriyor: “Soruşturma ve yargılama aşamalarında şüphelinin ifade değiştirmesi neredeyse kural gibidir. Her ifadesini değiştireni Adli Tıpa gönderip psikoz var mı diye kontrol ettiriyorlar mı?” Baskın davasının ikinci duruşmasının ardından Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılınca, diğer 17 infaza ilişkin hazırlanan iddianameyle birleşen dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesine verildi. 16 Nisan’daki ilk duruşmada Ağar hakkında verilmiş olan duruşmalardan vareste tutulması kararı da kaldırıldı. Hakkındaki Adli Tıp Raporu beklenen Çarkın hakkındaki kararı da 1. Ağır Ceza Mahkemesi verecek.

 ***

Eroğlu: Bu davada yargılananlar ile olayların siyasi sorumlularının hâlihazırdaki iktidar tarafından da korunduğunu düşünüyor musunuz?

Ekinci: Haklarında suç duyurusunda bulunduğumuz Tansu Çiller, Doğan Güreş ve diğerleri için ifade bile alınmadan takipsizlik kararları verildi. Bir zahmet ifade verip, “İddialar saçmalıktır ilgim yoktur” deselerdi… Her şey Mehmet Ağar’ı işaret ettiği için onu dışarıda bırakamadılar ama farklı şeyler yaptılar. Mecit Baskın davasının ilk duruşmasına hasta olduğu gerekçesiyle gelmeyen Ağar, 19 Şubat’taki ikinci duruşma öncesinde 13 Şubat’ta adliyeye gelip özel celsede, biz yokken ifade verdi.

Eroğlu: Ağar’ın geçmiş iktidarlara olan ilişkisi bu döneme de taşındı mı?

Ekinci:Ağar 17 Aralık Operasyonlarında tutuklanan bakan çocuklarını cezaevlerinde ziyaret etti. Bunu şöyle anlıyorum; iktidar Emniyetteki hâkimiyetini Cemaat üzerinden sağlıyordu. İktidar Emniyet kadroları arasında efsane olan ve sağcılarca sevilen Ağar’ı koruyup ilişkilerinden faydalanarak Emniyeti kısmen de olsa kontrol etmeye çalışıyor.

Eroğlu: Ağar’la ilişkilerin gelişmesi Emniyetteki geleneksel kadrolara dönüş anlamı taşıdığı da konuşuluyor. Devlet 90’lardaki yapısına geri dönmek mi istiyor?

Ekinci:AKP’nin devleti gittikçe 90’ların devletine dönmeye başladı. Ergenekon’un başlangıcında takınılan liberal tavır tamamen kayboldu. Siyasi olarak AKP’nin eski düzenden bir kopuşu temsil etmediğini zaten hep söylüyorduk. Mehmet Ali Aslan 90’lı yıllarda, Kürt aydınlarına sıkılan kurşunların Türk halkının geleceğini kararttığını söylüyordu. Hedefindekilere bu şekildeki bir örgütlenmeyi reva gören devlet eninde sonunda diğer yurttaşlara da aynı şekilde davranır. “Kürtler 30 yıldır Gezi’yi yaşıyor” dedikleri buna tekabül ediyor. Dolayısıyla Mehmet Ağar’ın mevcut hükümet tarafından korunuyor olması aslında davayı güncel bir hale getiriyor. Bu yalnızca bir geçmişle hesaplaşma davası değil.

Eroğlu: Mehmet Ağar ve diğer sanıkların tutuksuz yargılanıyor olması yargılamanın seyrini etkiliyor mu?

Ekinci:Devletin hukuk dışı bir örgüt kurdurduğu iddiamızda haklıysak, bu kadroların devlete hala etki etmeleri ve delil karartmaya muktedir olmaları çok muhtemel. Denetimli serbestlik alan Ağar, infazı yanıp AYM ilgili kanun maddesini iptal edene kadar imza vermedi ve firariydi. Yani kaçma şüphesi de var. Üstelik bir de Ağar ve diğer sanıklarla ilgili kuvvetli şüphe söz konusu. Teşekkül oluşturduklarına dair kesinleşmiş mahkeme kararları, sanıkların ifadeleri var.

Eroğlu: Ağar ve diğerlerinin ceza alması öldürülenlerin aileleri, Kürt halkı ve Türkiye için ne ifade edecek?

Ekinci:Bu adamlar tarihin çöplüğünde suçlu zaten. Ceza alsalar yüreğimiz bir nebze soğur ama yargılanan aslında mahkemenin kendisi. Adil yargılama yapıyor musun yapmıyor musun? İnsanları aklamak için mi yoksa bir dönemi karanlığa boğmuş olayları aydınlatmak için mi oradasın? Davanın çözüm sürecine etki edebileceği konuşuluyor ama bu davadaki adil yargılama devletin yapacağı en risksiz şey. Yalnızca, “Senin devletinde adam öldürülmüş bunun failini bul” diyoruz. Kesin olan, insanların travmatik yaralarının, devlete yabancılaşmalarına yol açan şeylerin adalete hesap verilmeden çözülemeyeceği.

AĞAR AKP’NİN DE BAŞ TACI

Silahlı çete oluşturduğu gerekçesiyle aldığı hapis cezası Nisan 2012’de onanan Ağar, Aydın Yenikapı Cezaevinde cezasının 1 yıllık kısmını yattıktan sonra, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümleri gereği, kalan 1 yılı denetimli serbestlik koşullarında geçirmek üzere serbest kaldı. Ancak bu süre içerisinde hakkında hazırlanan bir iddianamenin mahkemeler tarafından kabul edilmesi halinde Ağar’ın infazı yanacak, yani kalan 1 yılı cezaevinde geçirmek zorunda kalacaktı. Mecit Baskın cinayeti iddianamesi Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilince Ağar’ın denetimli serbestlik hakkı ortadan kalktı. Fakat önce Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi devreye girdi ve Ağar’ın infazını yakan yasa maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu. AYM’nin yetkisizlik gerekçesiyle reddettiği başvuru, Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yinelendi. İkinci başvuruyu kabul eden AYM, ilgili kanunun denetimli serbestlikle salıverildikten sonra haklarında yeniden soruşturma veya dava açılanların tekrar cezaevine dönmesini öngören hükmünü iptal etti.

Leave a comment